Bu Blogda Ara

15 Aralık 2012 Cumartesi

GİTMEK ÖZGÜRLÜKTÜR

GİRİŞ Yıllardır hayalimizdeki karavana (Camper) 10 Haziran 2012'de kavuştuk. Bir kaç yurt içi ve Antalya çevresi seyahatin ardından Camper'imizi 2 Eylül-16 Eylül 2012 tarihleri arasında kullandık. 15 günlük gezinin 4 günü yurt içi, 11 günü de Yunanistan'da geçti. Bu geziye eşim Gül ve 16 yaşındaki oğlum Ahmet Yiğit ile birlikte çıktık. Eşim seyahat anında copilot, (kırmızı ışık yanıyor, biraz yavaş git, burada hız sınırı 50 km, ileriden sağa döneceğiz) gibi komutları verdi, konaklamalarda ise 'Karavan hanımı' (Ev hanımı yerine) görevini üstlenerek bize yemekler hazırladı, karavanın iç düzeninden sorumlu oldu. Geziye binbir nazla katılan Ahmet Yiğit ise bize hem can yoldaşı oldu hem de mükemmel İngilizcesi ile tercümanlık yaptı. Antalya'dan çıkıp, Çanakkale-Eceabat-İpsala çıkışlı yolculuğumuz 4 bin 460 kilometrenin sonunda, İpsala-İstanbul-Antalya güzergahıyla son buldu. 16 Eylül akşamı Antalya'ya döndük ama ben 17 Eylül sabahı işe başlamak zorundaydım. Sizlere geziyle ilgili notlar yazıp, bazı fotoğrafları paylaşacağım. Ancak bunun için biraz sabırlı olmanız gerekebilir. İş yoğunluğundan fırsat buldukça yazıp, fotoğraf yükleyeceğim. Bu arada, siz de sorularınız, önerileriniz, görüşlerinizle yazılarıma yön verebilirsiniz. Böylece en çok merak edilen konuları (Eğer bilebiliyorsam) yanıtlamış olurum. Bu yazının bir amacı da daha önce otomobille, karavanla yurt dışı seyahati yapmamış olanları özendirme ve bilgilendirme amaçlı olacaktır. Bu bölümde size gezdiğim rotanın Google Maps'ten haritasını vereceğim. Haritada bazı değişiklikler olabilir. Çünkü bazı rotalarda otoyol yerine eski devlet yolunu ya da köy yollarını kullandık. Yeri geldiğinde bu rotalarla ilgili bilgi-harita vermeye çalışırım. Gezimiz bitti ama gerçekten yüreğimiz Ege'nin öteki yakasında kaldı. Gezimiz boyunca Yunan halkından hep dostluk, ilgi gördük. Konukseverlikleri için komşularımıza teşekkür ediyorum. *** BÖLÜM 1 “Gitmek özgürlüktür” diye okumuştum bir yerlerde. Gidebiliyorsanız özgürsünüz manasında. Elbette bir yerlere gitmelerine, bulundukları yerlerden ayrılmalarına izin verilmeyenler özgür sayılmazlar. Özgürlük tutkusudur insanı seyahat ettiren. Gidebilenler özgür, gidemeyenler tutsak. Hayatın tutsağı. Hep gitmeyi arzuladım. Taa küçüklükten beri. Bu konudaki ilk travmamı da ailemin İzmir gezisine beni götürmeyişiyle yaşadığımı anımsıyorum. 10 yaşlarındaydım. Annem, babam, ablam, kardeşim Ali Antalya’dan İzmir’e gitti. Amaç hem o zamanlar çok ünlü olan İzmir Fuarı’nı, hem yıllardır görüşemedikleri annemin İzmir’deki akrabalarını ziyaret etmekti. Oradan da İstanbul’a geçeceklerdi. Ablamın nişanlısı İstanbul’da askerdi. Asker ziyareti yapılacaktı. 1960'ların sonu ailem. En büyüğüğümüz Enver abim karede yok, en küçüğümüz Pervin henüz doğmamış. Peki bilin bakalım, bu çocuklardan hangisi benim. Geniş aileyiz. 1970’lerin hemen başı. İmkanlar dar. Ailenin tüm fertlerinin seyahate götürülmesi imkansız. Benim büyüğüm olan ağabeyimle beni, babamın kalfası ve kiracımız Başaran Abi’ye emanet ettiler. İzmir’e gitmek üzere taksiye bindiklerinde, taksinin ardından ağlaya, hıçkıra taş attığımı anımsıyorum. Travmayı atlattım elbette. Çocuktum. Çabuk unutuluyor, hele de seyahate gidenler, dönüşlerinde gönül almak için hediyeler getirmişlerse. Öyle de oldu. Antalya 1980’lerin ortasına kadar küçük bir kıyı kentiydi. İçine kapanık bir kıyı kenti. Turizm sayesinde (Ya da ‘yüzünden’ demek gerekir) büyüdü, obezleşti, betonlaştı, kocaman bir kent haline geldi. Bu küçük kentten ilk çıkışım üniversite eğitimim için 1979’da Ankara’ya gitmek üzere oldu. 1979’da gittiğim Ankara gördüğüm ilk büyük kentti. Sanırım o zamanlar nüfusu 2,5 milyon olan Ankara ve gökdelenler beni hayrete düşürmüştü. 1970'lerde Antalya Atatürk Caddesi Nedendir bilmem (Aslında bildiğim neden) gidenler, gidebilenlere hep imrenerek bakmışımdır. Çocukluğumun Antalya’sında otogar şehrin tam göbeğindeydi. Evimize 1-2 kilometre mesafedeki otobüsler Şarampol Caddesi’den geçerek Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Eskişehir istikametine giderdi. Garajdan çıkan her otobüsün arkasından özlemle bakmışımdır hep. Garajın çıkış kapısında dikilip giden otobüslerin arkasından bakmayı sevmişimdir. 50 yaşına geldim şimdi de evimin balkonundan ya da işyerimin penceresinden inen-kalkan uçaklara bakmak, uçak saymak hoşuma gider. 1960'larda Antalya Otogarı Dedim ya… Gitmeyi çok seviyorum. Bu sevgi belki de gidememekten kaynaklandı. Antalya’dan ilk çıkışım üniversite eğitimi için 17 yaşındayken Ankara yolculuğuyla başladı. İlk yurt dışı seyahatime ise 40 yaşında çıkabildim. Çıkış o çıkış, 10 yılda onlarca ülke, kent, kasaba, köy gördüm. Doğu’da Seul (Güney Kore), batıda Jamaika gördüklerim arasında. Çok şükür ki, emperyalist güçler Suriye’yi karıştırmadan önce Halep ve Şam’ı görme fırsatı yakaladım. Avrupa’nın ise neredeyse yarıdan fazlasını gördüm. Çocukluğumda tır şoförü olmak istemişimdir hep. Tır şoförleri hep uzaklara gidiyorlardı. Ne maceralar yaşıyorlardır kimbilir. Yaşım 50 gazetecilikten emekli oldum (Gerçi yine çalışıyorum ya…) Bugün deseler ki, tır şoförlüğü yapar mısın? Seve seve yaparım. İlk gençlik yıllarımda sinemada bir film izlemiştim. Tır filolarının macerası. Tır şoförleri, polis arabalarını sıkıştırıyor, binbir atraksiyon falan. Sanırım bu film de tır şoförü olma hevesimi kamçılamıştır. Ah bu tırın şoför mahallinde ben olaydım Tır şoförü olamadım. 1980 öncesi politik ortamın etkisiyle hukukçu ya da gazeteci olmayı kafama koydum. Ya hukuk yoluyla ya da gazetecilik yapıp, gerçeklerin peşinde koşarak memleketi kurtarma sevdasındaydım. Gazetecilik okudum. Tamam. Memleketi kurtaramadım ama bu meslek sayesinde çocuklarımı yetiştirdim ve seyahat etme olanakları yakaladım. Konuyu dağıtmadan karavanla seyahat meselesine geleceğim elbet. Ama seyahat ve gitmek hevesimin kaynağında yatanları da atlamak istemedim. Size karavanımı (Camper) da kısaca tanıtayım. 2006 model Mercedes Sprinter 413 Saly Karavan'da benden önceki sahibi tarafından yaptırılmış. 3 kişilik karavanda Solar enerji sistemi mevcut. 2 adet 100'er amperlik yaşam aküsü, 1 adet 100 amperlik araç aküsü mevcut. Arkası çift teker. 150 Litre temiz, 150 litre pis su deposu var. Büro tipi buzdolabı gayet iyi çalışıyor ama sanıyorum çok fazla enerji tüketiyor. Yola çıkmadan önce alarm, geri görüş kamerası ve navigasyon taktırdım. Alarm sistemi başıma bela oldu. Zırt pırt öterek huzurumuzu kaçırdı. Ama geri görüş kamerası ve 2012 güncellenmiş navigasyon çok işime yaradı. Aşağıda fotoğraflarını da görebilirsiniz. Yunanistan turu sırasında tek kişilik yatak olabilen yemek masası, oturma grubunu hiç açmadık. Yemeklerimizi karavan dışında portatif masada yedik. Oğlumuz yolculuk boyunca kah yatarak (çoğu zaman yatarak) kah oturarak seyahat etti. Mutfak tezgahına açılır kapanır bir ilave yaptırdık. Fotoğraflar zaten size fikir verecektir.

1 yorum:

Bünyamin Tokmak dedi ki...

23 Ağustos 2013 Cuma. Eşimle, geç kahvaltı yapıyoruz. Bir yandan da gazete okuyoruz. Televizyon da açık. Fox TV'de "Bir Aşk Hikayesi" adlı bir dizi gösteriliyor. Birden dikkatimizi çekti. Delikanlı, sevgilisiyle birlikte tatile çıkmak için karavan kiralamış gelmiş. Genç kız mutlu, delikanlı gururlu. Konuyla çok ilgili olmasa da delikanlının ağzından şu cümle dökülüveliyor. "Ne demişler; gitmek özgürlüktür." Eşimle gözgöze geldik. Bu cümle çok tanıdık geldi. Hatırlar mısınız? Eylül 2012'deki Yunanistan gezi anılarımızı yazarken, söze "Gitmek özgürlüktür" diye başlamıştım. Hatt ayazının başlığı buydu. Demek ki, dizi film senaryolarını yazanlar da blogumu, gezi notlarını okuyor. Hoşuma gitmedi değil hani. Mutlu oldum.
Bünyamin TOKMAK